E-Barobirlik Dergisi Sayı 78

MAKALE barobirlik 41 tüm dünyada kralların, meclislerin veya resmi otoritelerin yasal düzenlemelerine ihtiyaç duymuştur; ancak IXX. yüzyıla dek bu konuda yasal olmayan şekilde ilerleyen kadavra temininin giderek anatomi okulları ve tıp kurumlarının baskısıyla yasal prosedüre bağlandığını söylemek yerinde olacaktır. Bugün dünya üzerindeki her ülkede tıp fakültelerinin kimliği belirsiz ya da bağışlanmış kadavralara ulaşmaları konusunda yasal düzenlemeler bulunmaktadır; bununla beraber anatomistlerin kadavralara nasıl muamele edeceğine ilişkin ölçütler de hükme bağlanmış bulunmaktadır. Bu yolda İngiltere’de doktor ve anatomi öğrencilerine kadavralara diseksiyon yapabilme izni veren 1832 tarihli Anatomy Act olarak bilinen yasa, kadavra temininin yasal altyapısının oluşturulması ve defnedilmiş cenazelerin çalınarak ticaretinin yapılmasının yasaklanması hususunda önemli bir evre olarak kabul edilmektedir11. Dini müesseselerin Avrupa’daki anatomi eğitimi üzerindeki etkisinin bir benzerini Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde de anatomi eğitimi açısından görmek mümkündür. Dönemin tıp okullarından Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye Şahane yani Tıphane’ye hekimbaşıların ceset nakli talepleri tepkiyle karşılaştığından ötürü bu uygulamalardan vazgeçilerek hükümlü olup ölen kişilerin bedenleri gizli şekilde getirilebilmiştir. Bu durum bir süre sonra ölen mahkûm olmaması halinde kadavra çalışmasının yapılamaması sonucunu doğurmuştur12. Bunun için 11 PERSAUD, 2014, s. 286. Bu dönemde savaş ve benzeri sebeplerle ölünün bozulmaması için ilaçlanması hususunda getirilen uygulamalar, XIX. yüzyılda ABD’de lisanslı tahnitçiler (licensed embalmers) olarak anılan kişiler arasında giderek bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. ARIÉS, 2015, s. 88-89. 12 ÇELİK, Yüksel, “XIX. Yüzyılda Osmanlı’da Anatomi Eğitimi ve Kadavra Temininde Yaşanan Sorunlar”, Tarih Dergisi, Sayı: 48, (s. 47-63), s. 58- 60. 1841 ve 1847 tarihlerinde iki tezkere çıkarılmış ve dönemin cerrahi eğitimi için mesele yasal olarak çözülme yoluna gidilmiştir. Bu tezkerelerden ilkinde padişahın iznine tabii olmak üzere ceset üzerinde diseksiyona izin verilirken, ikinci tezkerede prangalardaki ağır cezaya mahkûm edilmiş kimselerin cesetleri üzerinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi ve bunun anatomik çalışmaların layıkıyla gerçekleştirilmesi için elzem olduğu hükme bağlanmıştır13. Bununla beraber XIX. ve XX. yüzyılla birlikte dünya çapında gerçekleşen hızlı kentleşme sonucunda nüfus artışı, tıbbi alandaki çalışmalarda artan gereksinim ve dinin toplumdaki egemen konumunun gerilemesiyle ölüme ve ölene kutsiyet atfetme hali zayıflamış ve kadavra temini de bundan dolayı görece kolaylaşmış ve yasal bir statü kazanmıştır. Örneğin Ariés’e göre 1930-1950 arasındaki dönem, Batı dünyasında ölüm anında kişinin son nefesini verdiği yerin de değiştiği bir sürece işaret etmektedir. Kişi, artık kendi evi ya da yatağında yakınları arasında değil, hastane odasında, doktorlar gözetiminde ve çoğunlukla yalnız bir biçimde ölmektedir. Ölüm hali artık bilinç kaybı, solunum durması gibi evrelere bölünmüş, bu yolla parçalanmış teknik bir fenomene dönüşmüş ve böylece dramatik etkisini büyük oranda yitirmiştir. Ölüm anını ve ölüm koşullarını belirleyen artık doktorlar olduğundan hastaneler ölümün özel alanları haline getirilmiştir14. XXI. yüzyılla birlikte başta modern toplumlar olmak üzere ölüme dair tıp kurumlarının belirleyici hale geldiği bu sürecin bireysel açıdan beden bağışına etkisinin 13 KÂHYA, Esin, “Bizde Disseksiyon Ne Zaman ve Nasıl Başladı?”. Belleten, Yıl: 1979, Cilt: 43, Sayı: 172, (s. 739- 759), s. 753. 14 ARIÉS, Philippe, Batıda Ölümün Tarihi. (Çev. I. Gürbüz), Everest Yayınları, İstanbul, 2015, s. 80-81. arttığını söylemek mümkündür. Bu konuda bir örnek olarak 16 bin kayıtlı beden bağışçısı bulunan Hollanda’nın durumu dikkat çekicidir. Ülkede her yıl kendi bedenini bağışlamak için kayıt yaptıran donör sayısının ülkedeki toplam nüfusa oranı binde bir olmasına karşın bu oran bile ülkedeki yıllık kadavra ihtiyacının oldukça üzerinde kalmaktadır15. Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi (Medizinische Universität Wien)’nin beden bağışçısı olmak isteyenler için yaptığı açıklama da çalışma açısından dikkate değerdir. Fakülte tıp, diş hekimliği ve biyolojik amaçlı çalışmalar için beden bağışı yapmak isteyen bağışçılara Anatomi ve Hücre Biyolojisi Merkezi tarafından bir kart verileceğini ve ölüm ile birlikte bedenlerinin en yakın anatomi kliniğine nakledileceğine ilişkin bir bilgilendirmeyi sitesinde deklare etmektedir. Bu durumda cesedin bilimsel amaçlı hazırlanması ve üzerinde çalışmalar gerçekleştirilmesi üç yıl içerisinde tamamlanmaktadır16. Kültürel-dini nedenlerden ötürü yeterli kadavraya ulaşmanın mümkün olmadığı veya kültürel nedenlerin bağış sorununa yol açtığı ülkelerde akademik araştırmalara 15 Hollanda’nın yıllık kadavra ihtiyacı sayısı 650 civarındadır. BOLT S., EISINGA R., ALTENA M., VENBRUX E., GERRITS P. O. Over My Dead Body: Body Donation and the Rise in Donor Registrations in the Netherlands. OMEGA- Journal of Death and Dying. Yıl: 2012, Sayı: 66, Cilt: 1, (s. 55-77), s. 55- 56. 16 Bedenin bütün parçalarından faydalanmak için gerekli çabanın gösterileceğinin ifade edildiği bu açıklama, üç yılın sonunda cesedin krematoryumda yakılacağı ve cenaze sahiplerinin talep etmeleri halinde işlem sonrası bu konuda bilgilendirileceği hususlarını da içermektedir. Donation of bodies to research, https://www.meduniwien. ac.at/web/en/health-clinics/outpatient-departments-services/donation-of-bodies-to-research/, (erişim tarihi 20.04.2022).

RkJQdWJsaXNoZXIy MTQ3OTE1