MAKALE barobirlik 40 şamın kutsallığı tezinden2 hareketle ölü bedenin dokunulmazlığı meselesi, kadavralara yasal yolla ulaşılmasında pek çok sorun doğurmuş ve yaşanan problemlerin yanında illegal yollardan kadavraya ulaşma arayışları da her zaman varlığını sürdürmüştür. Bu konuda yakın tarihten çarpıcı bir örnek de kilisenin karşı olmasından ötürü kadavra bağışının olmaması ve sorunu aşabilmek için XIX. yüzyılda İngiltere’de ve İskoçya’da sayıları hızla artan anatomi okullarındaki anatomistlerin insan bedenlerinden alınmış bir uzvu laboratuvarlara getiren kimselere para ödemeleri ve bundan dolayı ceset hırsızlığının artmasıdır3. Dini otoriteler tarafından kutsal olduğu kabul edilen insan bedeninin bu amaçla kullanımının engellenmesi nedeniyle kadavra temininde yaşanan problemler, anatomistlerin mezarkazıcılardan kadavra almaları olmak üzere birçok yasadışı yola başvurmasına neden olmuştur. Bu hususta 1315 yılında Bologna kentinde “Anatomia Mundini” metninin yazarı Mondino de Luzzi tarafından yapılan halka açık ilk insan diseksiyonu anatominin tıp bilimi içerisinde temel alan olarak kabul edilmesini başlatan olaylardan biri olarak kabul 2 Yaşamın kutsallığı tezi, kişinin kendi iradesi dahil hiçbir iradenin kişiyi yaşama hakkından vazgeçiremeyeceği fikrinden hareket etmektedir ve kimsenin yaşam üzerinde tasarrufunun mümkün olmaması fikrinin kabulü üzerinden modern hukuk düzenini etkilemiştir. Bununla birlikte Aydınlanma dönemiyle yaşamın niteliği tezi ağırlık kazanmış ve yaşamın katlanılamaz olduğu durumlarda bu yaşamdan vazgeçme hakkının olduğu ifade edilerek kişinin kendi bedeni ve ölümü üzerinde hak sahipliği, devletlerin bu konudaki hükümlerine ve toplumların hâkim değer yargılarına karşı savunulmuştur. İNCEOĞLU, Sibel, Ölme Hakkı (Ötanazi), 1. Basım, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1999, s. 249-250. 3 ROACH, Mary, Kaskatı Kadavraların İlginç Hikayesi, (çev. N. Mavi), Sespa Yayıncılık, İstanbul, 2013, s. 30-32. edilmektedir. İnsan teşrihinin yasak olduğu İslam dünyasının aksine o dönemki İtalyan kent devletlerinin başını çektiği Batı tıbbının bu alandaki dönüm noktalarından biri 1482 yılında Papa IV. Sixtus’un, infazı gerçekleşen bir suçlunun Hristiyanlığa uygun şekilde defin işlemlerinin yapılması koşuluyla teşrihinde dinen engel olmadığına dönük açıklamasıdır4. Bu açıklamanın ardından Padua Üniversitesi anatomistlerinden “De Fabrica Corporis Humani” eserinin de yazarı olan Flaman asıllı Andreas Vesalius (1514-1564)’un anatomi alanındaki çalışmaları Aydınlanma çağına dek yol gösterici olmuştur. Hayvan bedenlerinden edinilen bilgilerle eserlerini yazan Romalı hekim Cladius Galenos (Galen) (129-216)’in tezlerine karşı çıkan Vaselius, tıp öğrencilerine kadavra üzerinde gerçekleştirdiği kas, sinir ile iç organlar üzerindeki diseksiyonlarla dersler vererek insan vücudunun keşfedilmesine yönelik bulguları ilk elden yapılan gözlemleriyle arttırmıştır5. Bu alanda adı anılması gereken bir önemli isim de anatomi tarihinde de önemli bir yeri bulunan Leonardo Da Vinci (1452-1519)’dir. Da Vinci’nin ünlü Rönesans anatomistlerinden Marcancio Della Tore ile birlikte anatomik alanda yaptığı detaylı çizimler de insan bedenine ait bütün alanlara ilişkin morfolojik ve fonksiyonel açıdan kapsamlı bilgiler içermiş ve idam mahkumlarının bedenlerinden yapmış olduğu çizimlerle birçok anatomiste yol gösterici olmuştur6. Bu çizimler sanat ve bili4 PORTER, Roy, Kan Revan İçinde Tıbbın Kısa Tarihi, (çev. G. Koca), Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s. 66-69. 5 ROACH, 2013, s. 43- 44, PORTER, 2016, s. 66-69. 6 Anatomi alanında Da Vinci tarafından resimlenen dört yüz kadar ayrıntılı çizim için bkz. CLAYTON, Martin, Leonardo Da Vinci: Anatomist. Royal Collection Trust, 2012. Üzerinde inceleme yapılan kadavraların genellikle infaz min bir sentezi olarak daha sonraki Michalengelo, Titian ve Raphael gibi Rönesans sanatçılarının da matematiksel oranlarla anatomik çalışmaları sürdürmesi bakımından çığır açıcı olmuştur7. Bununla beraber anatomik çalışmaların ilk elden insan kadavraları üzerinde yapılması gerektiğine ilişkin Vesalius’ta temellerini bulan “kendi gözünle gör” öğretisi, hayvan kadavraları üzerinde yapılan incelemelerin ya da kitaplardan anatomi çalışmanın tıp öğretimi açısından eksiklik oluşturacağı inancını kuvvetlendirmiştir8. Anatomi çalışmalarında Galenci öğretilerin başta kan dolaşımı olmak üzere çürütülmesi sürecinde İngiliz William Harvey (1578-1657) de insan ve hayvan kadavraları üzerinde yaptığı çalışmalarla önemli bir tarihsel figür sayılmaktadır9. Anatomi çalışmaları için gerekli kadavranın temini tarih boyunca ahlaki ve dini gerekçelerle10 engellenmiş ve edilen suçlular arasından seçilmesi, suçluya ölümü sonrası sembolik bir ceza daha verilmesi şeklinde kabul görmüştür. PORTER, 2016, s. 67. 7 PERSAUD, T. V. N./ LOUKAS, Marios/ TUBBS, Shane R., A History of Human Anatomy, Charles C. Thomas Pub Ltd, Illinois, 2014, s. 60. 8 PORTER, 2016, s. 67-70. 9 ORTUĞ, Gürsel, Anatomide İz Bırakanlar Resimli Anatomi Tarihi. Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015, s. 448-449. 10 “Neredeyse tüm dinlerde beden bütünlüğünün korunması gerektiği, bedenin Tanrı’nın emaneti olduğu düşüncesi ve emanetin sahibine “hesap günü”nde teslim edileceği inancı bulunmaktadır. Buna göre zaman zaman bu dinlerin mensupları arasında bir diğer tartışma konusunu organların kimin adına şahitlik edeceği meselesi oluşturmakta ve bu tartışmaların içi genellikle halk arasında yaygın malumatla doldurulmaktadır.” ÖZER, Hatice, ““Kalbi Atan Kadavralar”/“Sıcak Ölüler”: Modern Dönemde Ölümün Yeniden Tanımlanma Gereksinimine İlişkin Sosyo-Kültürel Bir İnceleme”, MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 2017, Sayı: 15, (s. 45- 56), s. 54.
RkJQdWJsaXNoZXIy MTQ3OTE1